yarımlar

en güzel sen

Beni en güzel uzaktan sen sevdin
balkonlarında şehrin hiç kurumayan sen
Huysuz havası sabaha karşıların
duaların, efsunu bilmemenin
birden yağmur birden sel olup
Akıtan beni içime en güzel sen

Beni sen sevdin en güzel uzağından kendinin
Baş köşesinde durdu odanın siyah çerçevesi
bir kuşaktı yırtıp attığın
Sen hiç gelmeyecek o gelecekten
engüzel gelen enüzgün ses

Boşluğun birbirine çarpınca çıkardığı sesten
Anlaşılırdı ya çınladığında çan
bir alımlık canı kadının
Sana çaldı en uzaktan

ve orda aşk vardı

ve orda aşk vardı
karşıdan karşıya geçerken
otobüsten inerken
musluk habire damlarken
çok bilinmeyenli bir denklem gibi
fizik kurallarına son derece uygun
ya da değil
ne fark eder aşk vardı ordaydı
olmayan her şeyle birlikte
kucaklayandı dünyayı…

sarıydı, sıcaktı.. boğuk.. ve öfkeli..
“next” aşk… ölü dün ve meçhul yarının arasında
sıcak bir bugün…
vardı ordaydı kendisi yoksa bile
toprağı yaran saban kadar derin izler bırakarak
bir duvarı çatlatacak kadar rutubetli, nemli, ıslak..
bir duvarı benim için çeken

trenler

trenler ve tren yolları
saçılmış yeryüzüne
boşuna değil makas değiştirişi
yüzümden yüzüne kalkan trenlerin

bütün boğazlarını geçmek için
sonsuz bir teselli istiyorum evrenden
bilinmeyen kıtalarında adımlarımı açmak

biz daha yeni uyanmışlar
cebirsiz ilişkiler meydanında kaybolup kaybolup
ev yolunu gözü kapalı bulanlar

ev bahçesindeki otları hiç temizlemeyen bir adamın
bütün olmayanları duvara astığı
karşısına geçip geçip baktığı

trenler giriyor şehre
susuz hayalleri yürüyor makinistlerin

dev gibi dev

sonra şehir kalkıp yürüdü

uzundur uyandırmadığımız dev
dev gibi parmakları devin
devinen her şey kımıldadı

üflendi yüzyılın uykusu
herkesin evinde beslediği dev
o dev uçup gitti

dev gibi sessizliği yığılıp kaldı
sıyrılınca içinden ruhu
dev gibi teni yığıldı kaldı

saklı fotoğraflarında saydam
hepsi de negatif aşkların izleri
negatif bir karanlık bıraktı bana
kalkıp bir gece geldi yatağıma
elimi sürmedim o gece deve
dokunmadım geçmişle örülü kalbine

ben çatmasam nasıl çatılırdı
bakmasam nasıl bakılırdı

rüyakâr

ehli modern
uyuyor ışıkları kapatmış
bu akşam geç dönmüş evine
yine unutmuş kontrol etmeyi muslukları
birinci gece
sabrı derleyip koyduk kenara

yeni bir haber daha yayılıyor evrene
tüm savaş suçluluları, aşk suçluları
kim anlatmadan söylüyorsa, o biraz yalan
o biraz uydurma, biraz tevekkül

birinci gece
ayaz dindi, söylemekten geri durdu duvarlar
komşularımız yeni taşındılar

bana kim rüya anlatacak şimdi görülsün gece
sabah akıtıp dursun olmamış rüyayı
birinci gece geliyorsun

pası gördüm

gördüm kabuğuyla sırdaş elmanın
kendini dilimleyişini

yenicamii’den kalkan kuşların
rıhtlardan atışını kendilerini
kakafonisini insanın
girişi gelişmeyi sonucu
sonsuz uçlarıyla kör mızrakların
nasıl atıldığını on ikilere
hiç kesmediği için bir bıçağın
sonsuza dek kesişini olmayan şeyleri

bir avludan bir avluya taşınan ağacın
sırf kabuktan olma kabuk ağacının
gövdesi tezat cetveliyle örülü
en son kim dolanmış karnının çeperine
kim dokunmuş unutkan memelerine zamanın
onu da gördüm eklendikçe ek yerlerinden

ona şöyle demiştim

ona şöyle demiştim:
-bir kere çalarsa
açmayacaktım
-iki kere çalarsa
açmayacaktım
-ama üç kere çalarsa
evim evi olacaktı

o gece gökyüzü yerinde hiç olmadı

yürünmüş ipek yolları ve baharattan eczası
duyulmadı

bu yolu önceden ve sonradan yürüyenler
önden ve sondan gidenlerle
savaştılar
ne sis ne pus ne duman
her şey çıplak bir göz için
görülecek kadar netti

asılı tarihlerini okudum bakarak
görerek söyledim zencefil neye yarar
ne kadar katran tozu ne kadar kantaron
neden eski ve töhmetlidir evde zakkum

olmamışlar hanesi

her evin bir odasında kimseler yatar
hiç gelmemişlerdir oturma odalarına
masalarda hiç tabakları, amerikan servisleri
buruşturup koydukları peçeteleri
olmaz ısırılıp bırakılmış ekmekleri
en kızarmış yeri insan etinin
hiç takılmaz dişlerinin kovuğuna
yarım da kalmaz o yüzden tam hiçbir şeyleri

hep aynı odasına girerler aynı kapısından
aynı kapısından çıkarlar tek göz odaların
bilmezler deliksiz uykularına
kim koyar rüyaları
kim değiştirir omzundaki meleklerin yerini
kapanmış gözlerinden sızar tane tane gerçekler

nşa

artık öğreniyoruz bir çukura düşmeden geçip gitmeyi
kaldırımlarda yürüyen ayaklarımız 35, 36, 37
otomobiller kırmızıda duruyor, sarıda her şeye hazır
yeşil de hepimiz ilerliyoruz
o zaman anlıyorum
nasıl olur bir kaza ve nasıl alınır ağır bir hasar

yürüyoruz çoluk, çocuk, orta yaşlı, ihtiyar
mağazalar birazdan kapanacak
işportacılar geçecek iş başına
parça başı biraz pahalı
üçümüz bir arada hele beşimiz daha ucuza geleceğiz
kim alırsa bizi
kim geçirirse başından bu dar boğazlı kazağı

notre dam'ın kanburu

notre dam’ın kamburu

orda bir kulede
kamburların en güzeliyle
yirmibirinci yüzyılın çanları çalınıyor

herkesin terk ettiği bir kuleden bir yıldıza çıkılıyor
bir yıldız bütün yıldızların ışığını boğuyor
bir ışık sızmıyor artık geçmişiyle geleceğinden
bir yol hiç ikiye ayrılmıyor
çerçevesini reddeden bir fotoğraf kendiliğinden çekiliyor
içine

orda en güzel kamburuyla sırtındaki hayatı
orda eğri geometrisiyle
bahçesinde çocuklar oynuyor
büyümüş solukları deviriyor rüzgarı

İçeriği paylaş

Back to top