şiir

olmamışlar hanesi

her evin bir odasında kimseler yatar
hiç gelmemişlerdir oturma odalarına
masalarda hiç tabakları, amerikan servisleri
buruşturup koydukları peçeteleri
olmaz ısırılıp bırakılmış ekmekleri
en kızarmış yeri insan etinin
hiç takılmaz dişlerinin kovuğuna
yarım da kalmaz o yüzden tam hiçbir şeyleri

hep aynı odasına girerler aynı kapısından
aynı kapısından çıkarlar tek göz odaların
bilmezler deliksiz uykularına
kim koyar rüyaları
kim değiştirir omzundaki meleklerin yerini
kapanmış gözlerinden sızar tane tane gerçekler

nşa

artık öğreniyoruz bir çukura düşmeden geçip gitmeyi
kaldırımlarda yürüyen ayaklarımız 35, 36, 37
otomobiller kırmızıda duruyor, sarıda her şeye hazır
yeşil de hepimiz ilerliyoruz
o zaman anlıyorum
nasıl olur bir kaza ve nasıl alınır ağır bir hasar

yürüyoruz çoluk, çocuk, orta yaşlı, ihtiyar
mağazalar birazdan kapanacak
işportacılar geçecek iş başına
parça başı biraz pahalı
üçümüz bir arada hele beşimiz daha ucuza geleceğiz
kim alırsa bizi
kim geçirirse başından bu dar boğazlı kazağı

notre dam'ın kanburu

notre dam’ın kamburu

orda bir kulede
kamburların en güzeliyle
yirmibirinci yüzyılın çanları çalınıyor

herkesin terk ettiği bir kuleden bir yıldıza çıkılıyor
bir yıldız bütün yıldızların ışığını boğuyor
bir ışık sızmıyor artık geçmişiyle geleceğinden
bir yol hiç ikiye ayrılmıyor
çerçevesini reddeden bir fotoğraf kendiliğinden çekiliyor
içine

orda en güzel kamburuyla sırtındaki hayatı
orda eğri geometrisiyle
bahçesinde çocuklar oynuyor
büyümüş solukları deviriyor rüzgarı

kim orda

Kim orda
Bir yanlışlık gibi her seferinde
Kendi üstünü çizen
Kendini soyan durmadan
Kırk bezirgân

Tüm günlerin ahını almaya ant içmiş
Bacağı kırık bir atı öldürmeden
yaşatmaya çalışan

“başkasının acısı” mıydı sahi
içimize tıkıştırılan
Kahramanı olunmamış savaşlar
İçi boş silah kabzaları parmaklarımızda
Ama suç
gövdeyi bedenden ayıran
kılıcı tutan adamda
sabık bir mahkum gibi
kendi hayatının avlusunda
aşağı yukarı denilebilir ya da yaklaşık bir mesafeyle hayata

her şey bir eksikten bir fazla

her şey bir eksikten bir fazla

ufalandıkça birleşen yanlarımızda
gövdesi kemirilmişleri iyileştiriyor zaman

hırs
ıslak bir kibriti habire sürtmek gibi taşın kıyısına
kibri göğe değen ağaçların arasında
avıyla göz göze silahını satan avcı
avıyla yenik

sabahları çekiliyor akşamları açılıyor perde
kadife ağırlığında canım

kristalleşen ağlarım

kreşendo
yükseliyor işte
en altta olduğu yerden
sızarak hayatın içine
bir tutam ot oluyor
yükseliyor gövdesi kemirilmişlerin üzerinde

bir ev denemesi

şehrin altından, yerin altından
bıçakların konuştuğu evlerin sustuğu
ışıkların neonların
bir kanal bulup akacak
olmayan yanını
bulmak için hayatın

altından geçmek için
geçilir diye köprülerin
bir kanal yapacak bir su

ev güzel
ev bohçasını toplayıp bana geliyor akşamları
ev göz göz
ev ağrı
ev doğubeyazıtın batısı
ev evhamlı, ev muğlak
ev mutlak değer, ev sıfıra eşittir
ev unutkan… rengi değişiyor her aşkta
tuhaf mahluklar yatakhanesi
rüyahanesi zihnin
ev benden olma benden

İçeriği paylaş

Back to top