“nice yazlardan sonra kuğu da ölür”

in

Çünkü bir mağaranın oyulmasına benzer
İnsanın içinin oyulması da
Yeniden çizilirken sınırlar ve sinirler
Bir taş plağın neresinden çizilirse çizilsin
Benzemez çıkan ses bir öncekine

Çünkü iş güvenliği ve sosyal hukuk ya da tam tersi
Çünkü barış harekâtı ve kanatsız kalmış güvercinler
Çünkü ne kadar aydınlıksa ay o kadar karanlık gece
Çünkü uzlaşabilmek için yontulan yerleri acıyor insanın
Bir kertenkeleye benzemiyor hiç ayna tutulunca üstüne

Çünkü bütün geçtiklerimiz ve kendilerinden ikmale kalınanlar
İhmale gelmiyor. üçüncüden sonrası sorulmuyor artık

Sosyal Medya hırsız mı?

Uzun süre çalınmayan kapıları yeniden çalmanın, uzun zaman aranmayan dostları yeniden ilk kez aramanın güçlüğü gibi, ev-bloğu hazirandan beri terk ettikten sonra (gelip bazen camdan gözetlemedim diyemem) son yazının tarihiyle her bakışım arasında giderek açılan fark, bana fiili öğrencilik yıllarından epey uzun zaman sonra yeniden elime rapido aldığımda hissettiğim şeyi hatırlatıyordu.

Âşıkane Bir Şiir: Monna Rosa

Hemen hemen iki yıl önce Deniz Durukan'dan aldığım bir e-posta ile böyle bir ortak çalışmaya davet edilmiştim. Projenin içeriği ve ayrıca bana önerilen şiirin Monna Rosa olması beni bu çalışmaya olumlu bakmaya itmişti. Deniz'in koordine ettiği ve yazar olarak da içinde yer aldığı kitap, geçtiğimiz günlerde nihayet yayımlandı.

Yazının giriş kısmından kısa bir alıntı:

Çoksesli Tekseslilikler ya da Kanonun Öteki Yüzü

(Bu yazının kısaltılmış hali, Karagöz Dergisi'nin 17. sayısında (Kasım 2011) "Kanonsuzlar" dosyası kapsamında yayımlanmıştır)

Köken olarak oldukça uzun bir tarihe dayanan ve sözcük olarak farklı anlamları içeren kanon, bizde doğrudan pek gündeme gelmemiştir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi de belki de edebi bir kanonumuz olup olmadığı konusunda mutabakat sağlanamamış olmasıdır. Yanı sıra, kanon kadar konturları çizilmiş olmasa da yapılan kronolojik çalışmalar ya da farklı çalışmalarla yapılan bir tür tarih yazıcılığı da aslında aynı niyeti taşımıştır.

evi temiz tutmak

in

ev deyince her zaman iyi şeyler gelmiştir aklıma. belki evde olmayı sevdiğim içindir. "eve/kendine dönmek" gibi çokkullanışlı anlamları filan da hesap edince daha da kıymetli bir hal alıyor bana göre.

aslında evin sınırları, dediğimiz şey de (dış-dışarıdaki) dünyayla aramızdaki fiziki sınırları belirleyen bir şey. özellikle evinin tek sahibi olanlar daha iyi bilecektir, bir ev, bir evden fazlasıdır her zaman.

Sinema Günlüğü

İzleyerek oluşmakta olan küçük bir arşiv ve seyir listesi:

Christopher B. Landon (1975) Amerika [02/07/2011]

  • 2010 - Burning Pulms - Yanan Palmiyeler

Pinchas Perry

2007 - When Nietzsche Wept - Nietzsche Ağladığında [15.05.2011]

Diogenes'den bir mesel mi desek

[...] Diogenes bu durumda da her zamanki gibi davranıyordu; insanların onu övmesi ya da kınaması önemli değildi; kendisini görmeye geldikleri zaman zenginlerle ve ünlülerle de, bir komutanla ya da bir hükümdarla da, ama önemsiz kişilerle, yoksullarla da konuşuyordu. [8] Bu insanlar kimi zaman saçmalayınca onları dikkate almıyor, ama gösteriş yapmak, zenginliklerinden, soylarından ya da nüfuzlarından dolayı gururlanmak istedikleri zaman aman vermeden üstlerine gidiyor ve ağızlarının payını veriyordu.

Spinoza - Deleuze ... Nedenlerin Nedeni... -

"Adamın birinin kafasına bir taş düşmüş olsun, bundan doğal olarak taşın onu öldürmek için düştüğü sonucu çıkarılmaz mı? Bu dünyada tesadüfe yer olmadığını göstermenin daha iyi bir yolu var mıdır? Belki bunun olduğunu, çünkü rüzgârın estiğini, adamın da o sırada oradan geçmekte olduğunu söyleyeceksin. Ama onlar ısrar edecekler: Neden rüzgâr tam da o anda esmiş?

Heotontimorumenos (Kendi Kendinin Celladı) - Baudelaire

Kızmadan vuracağım sana
Kinsiz, kasap gibi,
Kayayı yaran Musa gibi!
Ve gözkapaklarından,

Fışkırtacağım azabın sularını
Sahra'm kana kana içsin diye.
Umutla şişmiş arzularım
Tuzlu gözyaşlarının üstünde yüzecek

Engine açılan bir gemi gibi,
Ve gözyaşlarından sarhoş gönlümde
Sevgili hıçkırıkların çınlayacak
Hücum vuran bir trampet gibi!

Çatlak bir ses değil miyim
Tanrısal senfonide,
Beni itip kakan ve ısıran
Yırtıcı ironi sayesinde!

Sesime işlemiştir o çığırtkan!
Bu kara zehir bütün kanımdır!

Alıntı: Kalpazanlar ve Eleştirmenler

"Günün birinde Herakles'in karşısına iki kadın çıkar. Biri ona güç işlerle, ezâyla ve cefâyla dolu meşakkatli bir hayat, diğeri ise yan gelip yatmakla ve zevkü sefayla geçecek müreffeh bir hayat vaat eder. İlk kadın kendisini Fazilet, ikincisiyse Fuzulet olarak tanıtır. Görünürde Fuzulet daha çekici gelse de Fazilet, Herakles'in sonunda iyi bir noktaya varabilmesi için, daha güç olan yolu takip etmesi gerektiği konusunda çok dokunaklı ve itiraz kabul etmeyen bir tartışma yapar.

İçeriği paylaş

Back to top