Yayımlanmış Şiirlerden: Lahit

lahit

böylece yıkıldı ev
sahibinden önce

önce çitler
çifter çifter
bahçe kapısı sonra
kendi kendine
yarı silik merdivenler

ölüyü salondan çıkardık
salon L tipi, mutfak açık
amerikan barda günün kahvesi
raflarda kitap iskeletleri insan ayraçları
yatak odasından fırlamış bir yatak
birkaç rüya kalıntısı marleylerde

en son kendini asmış çerçeveye
raptiyeyle çiviyle elleriyle
başından ortasından sonundan

biz sıcak bulduk
pencereleri taşırdık dışarı
göl göl oldu laminant tezgâh

gizli bir oda bulduk odanın içinde
bir duvar bulduk ıskarta

Üç Nokta Dergisi: Dijitalleşen Hayat Karşısında Sanat ve Edebiyat Soruşturması - Yanıtlar

[Bu metin Edebiyatta Üç Nokta Dergisi'nin Mayıs 2012 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştır.]

* Twitter kullanıyor musunuz? Twitterda kimleri, nereleri okuyorsunuz? Neler yazıyorsunuz?

ya vardır ya yoktur

.... [104] Bir şey değişiyorsa, o şey ya vardır ya yoktur. Olmayan bir şey madde halinde olmadığından ve eyleme maruz kalmayacağından değişikliğe de uğramaz. Varolan değişiyorsa, varolduğu ya da olmadığı sürece değişiyor demektir. [105] Varolmadığı sürece değişemez, çünkü o yok demektir. Buna karşılık varolduğu sürece değişiyorsa, varolandan farklı bir şey, yani varolmayan olması gerekir. Oysa varolanın varolmadığını söylemek saçmadır. O halde varolan her iki durumda da değişmez.

en güzel salome

Salome (1930 - Francis Picabia).jpg

Picabia, 1930

“nice yazlardan sonra kuğu da ölür”

in

Çünkü bir mağaranın oyulmasına benzer
İnsanın içinin oyulması da
Yeniden çizilirken sınırlar ve sinirler
Bir taş plağın neresinden çizilirse çizilsin
Benzemez çıkan ses bir öncekine

Çünkü iş güvenliği ve sosyal hukuk ya da tam tersi
Çünkü barış harekâtı ve kanatsız kalmış güvercinler
Çünkü ne kadar aydınlıksa ay o kadar karanlık gece
Çünkü uzlaşabilmek için yontulan yerleri acıyor insanın
Bir kertenkeleye benzemiyor hiç ayna tutulunca üstüne

Çünkü bütün geçtiklerimiz ve kendilerinden ikmale kalınanlar
İhmale gelmiyor. üçüncüden sonrası sorulmuyor artık

Sosyal Medya hırsız mı?

Uzun süre çalınmayan kapıları yeniden çalmanın, uzun zaman aranmayan dostları yeniden ilk kez aramanın güçlüğü gibi, ev-bloğu hazirandan beri terk ettikten sonra (gelip bazen camdan gözetlemedim diyemem) son yazının tarihiyle her bakışım arasında giderek açılan fark, bana fiili öğrencilik yıllarından epey uzun zaman sonra yeniden elime rapido aldığımda hissettiğim şeyi hatırlatıyordu.

Âşıkane Bir Şiir: Monna Rosa

Hemen hemen iki yıl önce Deniz Durukan'dan aldığım bir e-posta ile böyle bir ortak çalışmaya davet edilmiştim. Projenin içeriği ve ayrıca bana önerilen şiirin Monna Rosa olması beni bu çalışmaya olumlu bakmaya itmişti. Deniz'in koordine ettiği ve yazar olarak da içinde yer aldığı kitap, geçtiğimiz günlerde nihayet yayımlandı.

Yazının giriş kısmından kısa bir alıntı:

Çoksesli Tekseslilikler ya da Kanonun Öteki Yüzü

(Bu yazının kısaltılmış hali, Karagöz Dergisi'nin 17. sayısında (Kasım 2011) "Kanonsuzlar" dosyası kapsamında yayımlanmıştır)

Köken olarak oldukça uzun bir tarihe dayanan ve sözcük olarak farklı anlamları içeren kanon, bizde doğrudan pek gündeme gelmemiştir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi de belki de edebi bir kanonumuz olup olmadığı konusunda mutabakat sağlanamamış olmasıdır. Yanı sıra, kanon kadar konturları çizilmiş olmasa da yapılan kronolojik çalışmalar ya da farklı çalışmalarla yapılan bir tür tarih yazıcılığı da aslında aynı niyeti taşımıştır.

evi temiz tutmak

in

ev deyince her zaman iyi şeyler gelmiştir aklıma. belki evde olmayı sevdiğim içindir. "eve/kendine dönmek" gibi çokkullanışlı anlamları filan da hesap edince daha da kıymetli bir hal alıyor bana göre.

aslında evin sınırları, dediğimiz şey de (dış-dışarıdaki) dünyayla aramızdaki fiziki sınırları belirleyen bir şey. özellikle evinin tek sahibi olanlar daha iyi bilecektir, bir ev, bir evden fazlasıdır her zaman.

İçeriği paylaş

Back to top