“nice yazlardan sonra kuğu da ölür”

in

Çünkü bir mağaranın oyulmasına benzer
İnsanın içinin oyulması da
Yeniden çizilirken sınırlar ve sinirler
Bir taş plağın neresinden çizilirse çizilsin
Benzemez çıkan ses bir öncekine

Çünkü iş güvenliği ve sosyal hukuk ya da tam tersi
Çünkü barış harekâtı ve kanatsız kalmış güvercinler
Çünkü ne kadar aydınlıksa ay o kadar karanlık gece
Çünkü uzlaşabilmek için yontulan yerleri acıyor insanın
Bir kertenkeleye benzemiyor hiç ayna tutulunca üstüne

Çünkü bütün geçtiklerimiz ve kendilerinden ikmale kalınanlar
İhmale gelmiyor. üçüncüden sonrası sorulmuyor artık
Hangi sınıfın öğrencileriydik biz hangi tashih hatası boyuna
Gözümüze çarpan
İçinden çıkılıp gelinen evlerde akşama döner mi korkusu
İçinden çıkılıp gidilen evlerde sabaha çıkar mı korkusu
Post-sağ post-sol ve devrilmekten incinmiş ayakları sandalyelerin
Boş kalmak istiyor artık izlerini sevmek yeniden

İnsana benziyor yine de her tarih ilk orta ve son yerinden
eskisinden ve yenisinden de beter
Bir varsayımda bulunmak istiyor yarın ne kadar yakın olabilir
Bırakıp dönüldüğü yer dünün hâlâ kanıyor olabilir mi
Üretken ve kırılgan hatlarında gezinirken zamanın

Neden her yaz yeniden ölüyorsa nice yaz nice olmayan kuğu neden hatırlanıyorsa
Neden merceklerin ıraksak ve yakınsak olanları benzemiyorsa aynaya
Aynaları bırakalım artık nasılsa kendine bakarken dünya da görünüyor arkadan
Nasılsa camı severken dokunduğun aslında bir çerçeve ya da plastik bir sanatla sınırlanıyor dünya
ahmak ve ahlaktaki eskimiş kafiye kimseyi güldürmüyor artık
Yarı yaban yarı yalan bir serüvenin yinelenen her sezonunda beğenen de oluyor beğenmeyen de
karıştıkça bir nehir kuruyan bir denize dönüyor toprak

Şimdi ben
istanbulda uzakta
Şimdi new york’ta daha uzakta başka
Tahran’da bir başkası uzaklaştıkça başka
Hiçbirimiz biz ya da siz değil ben ya da sen
Hele o hiç görülmemiş üçüncü tekil şahıs

Çünkü biraz caz iyi gelebilir kötü niyetsiz dinlenilirse ve insanlar kristalleştikçe
Dayanılabilir bu kırılmaya sese..
ağır bir rüyadan kalkar gibi sıradan bir iş
Uykuya inen felç kalkınca bedeninden
Gövden nefes alır
Gövden senden her zaman önce davranır hastalıkta ve sağlıkta
Gövden ehliyet sahibidir senden önce hayatta
Ve gövden sen olmadan da gidebilir, geç kalabilir
Gelmeyebilir sözleştiğiniz randevulara

Çünkü yaz çok olmuştur çok olmuştur çoktan olmuştur
Olmaması gerekirken olacaklar
Ve ikili görüşmelerden umut kesilmiştir aranızda
Taraflar bunu bilir… bir tek yaz.. sadece çok olmuş bir yaz bilebilir
Ne denli tuhaftır dönüp birine yeniden bakmak
bir odaya ortasını adımlayan ayaklara gidip gelen
eşsiz bir yanılsama gibi uzanırken sabah yatağa
Kabartır içini yoklar yerinde mi iç organların
herkes işinin başında mı mesela
Düşünmesi gereken düşünüyor mu gerektiği kadar
Yapması gereken yapıyor mu sanki hep yapmış gibi
Durması gereken durabiliyor mu gerçekten
mümkün mü henüz durmamışken asıl çarpan
Bir tek hiç yoktan bir yaz bilebilir bunu
Sevincine çalınan keder nedir yazlıklara doluşan insanların
Sahife sahife çevrilir parmaklarının ucunu ıslata ıslata
çekile çekile tüketilmiş zamanlarından diğer mevsimlerin

Burada sen ben yok biz siz yok
onların hiçbirini tanımadan da sevmeyebiliriz
çekebiliriz aramıza zardan perdesini taraflılığın

Alyuvarlarımı akyuvarları bilyeleri misketleri şeker kağıtlarını çam ağaçlarının dikenli yapraklarını ve tırnaklanmış jelatinleri, zıpzıpları, yoyoları, kağıt fenerleri
(sapan hala satılabilir bir şeyken kuşlar neden hayretle uçuyorlar diye sormalı)
Bunu en çok sirkeci’de.. bunu en çok garda hiç tren yokken…
yarım saat içinde birisi bile gelmeyecekken sormalı)

Hurdacılar, sepetçiler, yorgancılar, aktarlar, hasırcılar, güğümcüler ve kalaycılar
Ama en çok da alaycılara sormalı
Madem yeniden çiziliyormuş kentin planı.. kendi planını sormalı bunu yaparken
Şehir ve bölge planlamada aksayan bir şey var diyenlere
Plazalara, avmelere, yer altı ve üstü metrolarına, kalıntılara sormalı:
Ne olacak şimdi?
Şimdi nereden bulunacak ıssız bir vadi geçitsiz bir dağ
Nasıl koymalı haritadaki yerine.. insan yaşayabilir burada… levhasını

Çünkü damarlar tıkandığında ve bilerek tıkanmaya çalışıldığında bir damar
Çalışan bir damar, kanını akıtabilen, dolaşabilen bir damar
Kesilmeden de tıkanabildiğinde
İnsana benzer bu kesik bu tıka basa tıkalı damar topağı

(plastik toplar, bez bebekler, oyuncak hamurları, yap-boz, bize de gelsene bazen-
Ucuz şekerlemeler, adi sakızlar, yeşil nohut, termiye ve en çok da iğde, beyaz kiraz) dönelim bir yaza en çok bilen
En çok bilenmiş yazlarına takvimlerin

Çünkü insan tığ işi acılar örmeyi sever.. insan acılarının kenarını dantellemeyi, su işini, bir kaneviçe gibi göğsüne işlemeyi gidenleri sever… insan acıdan ibaret bir iskelettir.. ömrüne bunu örtücek bir giysi biçer.. içinden küfreder… içinden geçer gider… incedir…

1 temmuz 2010

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Back to top