Aslı Gibidir IV - Ekstra

İşin ilginç tarafı, benim evimde hâlâ Ağır Ol Bay Düzyazı’nın tüm sayılarından onlarca var nerdeyse. Neden biliyor musun? Ama nerden bileceksin, çünkü sen Ağır Ol Bay Düzyazı’nın toprak sahiplerinden (karar verip başlatma anlamında) biri değilsin. 7. sayıdan sonra dahil olduğun için bazı şeyleri bilmemen normal. (Heves’te de benzer bir durum vardı galiba. Çünkü bir yere kadar Tuğba Semra Balcı, Ali Özgür Özkarcı, Mehmet Öztek isimleri geçiyordu künyede) Ve hâlâ Mahfil'i daha çok sahiplenmeni de, bu toprak sahipliği yüzünden çok doğal ve haklı buluyorum.

Sen yoktun Ömer; Selçuk Yamen, C. Hakkı Zariç, Bayram Balcı, Hasan Basri Ünlü, (geldikçe) Ümit Şener Ta ile Derya Önder, Salih Aydemir, Ağır Ol Bay Düzyazı ve Öteki-siz konuşmaları yaparken. Matbaadan gelen dergilerin öteki-siz’in ofisinde yan yana nasıl durduğunu da bilmezsin. Zaman zaman ortak tavır geliştirdiğimizi ya da ortak etkinlik yaptığımızı da. Selçuk, kötü şiirler yayımlamaktansa siyah sayfa basmayı düşündüklerini söylediğinde biz çok sevinmiş ve desteklemiştik. Ama bu siyah sayfaların ilk basıldığı sayı, Bahar 2003 tarihli 11. sayıydı ve sonra, 12. sayı, Yaz 2003. Bu kısmı zaten bilirsin.

Buyur, “hınç duyduğum” gibi uydurmaların başka bir karşılığı. Ağır Ol Bay Düzyazı 9. Senin de şiirin var, 4. sayfada.

Peki, Öteki-siz n’apmıştı? Çok pratikti öteki-siz. Bir şeye karşı çıktığında onu hemen dergide dönüştürme isteği vardı. Mart 2001 ve Haziran 2001 sayısında “isim mi ürün mü” başlıklı bir soruşturma yapmış ve Haziran 2001 sayısındaki bütün şiirleri isimsiz yayımlamıştı. Sonra bir sayısını tamamen elyazısı olarak çıkardı, hiçbir yerinde tek bir klavye izi olmaksızın. Dergilerden şikayetçiydi, onların başladıkları yerle bitirdikleri yer arasındaki uçurumdan. Bu yüzden 1980’den 2004’e Dergiler Özel Sayısı yaptı. Herkes yüzünü batıya çevirmişti, o, İran Edebiyatı özel sayısı yaptı. Ödüllere karşıydı. Cumhuriyetten Bugüne Şiir Ödülleri Özel sayısı yaptı. Reklama karşıydı, bir tane reklam almadı. Sponsorluğa karşıydı, hiç sponsoru vs. olmadı. İstediği gibi karşı çıkabiliyordu çünkü karşı çıktığı şeylerin hiçbirisine dönüşmemişti. Buna rağmen ben kendi dergimi Üç Noktadaki yazıda, önemli şeyler yaptı ama yetersiz kaldı diye eleştirdim. Yani kuş da kondurmadım kendi dergim diye. Aynı dergiyi çıkarmış olmamıza rağmen, yine aynı Üç Nokta'da, Salih Aydemir'in öteki-siz'e bakışıyla benim bakışım arasındaki fark, birlikte dergi çıkarmanın, ortada eleştirilebilecek yanlar varsa, buna rağmen "anca beraber kanca beraber" demek olmadığını, mütemadiyen koro çalışması yapmanın bir yerden sonra nafile olduğunu da görebilenler için gösterir. Sahi, siz neye karşıydınız Heves’te? Ayna? Zahiri hizanızda bulunanlarla kapışmanın dışında, söylendiğiniz neyi eleştirdiniz yazarak? Viyana'dan kalkıp sizin kapınızı çalan, Enis Akın'ın enisleri olmasaydı (Erhan Altan, Sadık Akfırat) acaba siz, deney mahallinde mi dünyaya gelmiştiniz? Ki sizin de ilk kitaplarınız var.

İkincisi, gelelim benim azılı fesatların başında, arasında oluşuma.

Hem de konuyu, sizin yaptığınız sokak ağzı, efelenme, hevesli delikanlılar pozlarından çıkarıp daha şiirle ilgili yerlere çekelim.

Son on yılın şiir toplaşmaları, grupları, ekipleri kabaca:

Atlılar-Şehrengiz-Fayrap – Ben yokum
Yom sanat dolayları – Ben yokum
Akatalpa, Eliz civarı – Ben yokum
Zinhar –Poetikhars dönemi – Ben yokum
Mahfil – Ben yokum
Dize grubu – Ben yokum
Mühür grubu – Ben yokum
Sincan İstasyonu – Ben yokum
Bireylikler-İmlasız- Ben yokum
Özgür Edebiyat – Sözcükler – Ben yokum
Kökler – Karagöz – Ben yokum
Dergah – Hece – Ben yokum
Yasakmeyve - Ben yokum
Ücra - Ben yokum
Karayazı - Ben yokum
İstanbul Kadıköy Şiir Kulübü – Ben yokum
Heves – Ben yokum

Benim eksenim sadece öteki-siz’di. Sen, benim adımın yanına, öteki-siz’i birlikte çıkardığımız (2001 ilk - 2006 son sayı) Salih Aydemir dışında tek bir isim bile ekleyemezsin. 2006’dan sonra Salih Aydemir’i de ekleyemezsin. Bunu yapamayacağın gibi, kastettiğin kadın ya da erkek şahıslar kimlerse, benim adımı da onların yanına ekleyemezsin. Çok iddialıysan yazmalısın açık açık. "Senin ekibin, senin grubun, senin çeten işte bu demelisin. Siz, bunları bunları yaptınız?"

Ayrıca, benimle ilgili, bu tarihe kadar dahil olduğum bir internet kavgası (postada, pencerede, kapıda, bacada), atışma, yazışma, telefonla kulis yapma, iş bitirme tarzı hiçbir şey de söyleyemezsin. (kabilenizin üyelerinden birinin işgüzarlığı olmasaydı bu da olmazdı). Neden biliyor musun? Ben sizin gibi kâhin değilim. Kendimi Türk şiirini kurtarma gücüne ve iddiasına sahip bir Mesih filan da sanmıyorum. Benim şair anlayışım sizinki gibi hırsın etrafına bürünmüş bir şiirle, hava atmak değil. Benim için duruş önemlidir. Buna hep uygun davrandım, hâlâ da öyle yapıyorum. Hakaretlerinize hakaretle karşılık vermiyorum. Sen buna ahlakçılık de, ben şair olmadan önce insan olmayı tercih ederim.

Heves, Fayrap, Poetikhars, Karayazı vs… arasında geriden gelen şeylerle zaten benim ne aktif bir ilgim ne aktif bir iddiam var. Ama müsadenizle, insanların tek başlarına da karşı çıktıkları, eleştirdikleri şeyler olabilir. Benim bütün yaptığım budur. Yıllıklara canım sıkıldığı için oturup o yazıyı yazdım. Dergileri hoş görmediğim için oturup o yazıyı yazdım. Orda burada söylenmedim. Ha dedim, madem ben böyle düşünüyorum, o zaman benim bunu oturup yazmam lazım. Yazdıktan sonra da “ben böyle bir yazı yazdım” diye sağda solda pazarlama yapmadım. Siz daha iyilerini yazın, okuruz.

Ne var ki, sizin de kıs kıs güldüğünüz gibi, bu usul bu ülkeye uygun değilmiş. Senin bir şeyi yaparak göstermen yetmiyor, bir de “ben yaptım, ben yaptım, ben yaptım” deyip çığırtkanlık etmek gerekiyor imiş.

Sonuç olarak, sen geç dalganı, Akasya Durağı filan diye. Bu benim zerre kadar umurumda değil.

Ha bu arada, ben beni böyle/bu yolla vurmak istesem, Akasya Telaşı’nı değil, Ceza Defteri’ni kullanırdım. Dedektör kullanmadan öne-sürüm yapabileceğiniz, daha çok malzemesi var çünkü. Ama siz, oturduğunuz yerden elinizin uzandığına, gözünüzün (bu sayfada üstte) gördüğüne laf etmeyi belli ki daha çok seviyorsunuz. Ve, şaka yapıyorsunuz herhalde, hepiniz birden gidip Akasya Telaşı’nı alıp okumuş olamazsınız. (Utku hariç, bkz. Utku'nın Akasya Durağı'yla ilgili yazısı için "sayfaları siyah olsa iyi bir dergi olur" dediğiniz Akatalpa'nın Ocak 2009 sayısı). Gerçi bayağı bir malzeme veriyorum ben burdan siteden. Önfikir edinip de üstün körü laf edilecek kadar.

Yani, Bir Akasya Durağı eleştirel yazısı yazarsanız, doğrusu okumak isterim (Hatta lütfen bu başlıkla olsun. Giderek kulağım alıştı ve sevdim bunu. İnsana “Göğe Bakma Durağı”nı da hatırlatıyor). Ama yazıyı Kitap-lık’ta yayımlamazsanız sevinirim. (Girmedim, sayenizde girmiyim) Bir Taşra dergisi olabilir mesela…

Yani benim yazdığım şiirle ilgili, birlikte de dalga geçebiliriz, sorun yok.

Ama bizzat benim hakkımda olmadığım bir şey iken yalan yanlış takıştırmalar ve yakıştırmalar, dahil olmadığım konularla ilgili senaryo fotoğraflar, ayaküstü yazdığınız fotoromanlarda başrole adımı yazmanıza filan da müsaade edemeyeceğim.

Toplu hareket etmeyi seven sizlersiniz, ben değilim. Ben tekim.
Birlikte başarılarınızın devamını dilerim.

Bu yazının muhatabı olan Ömer Şişman'ın yazısı şurdadır: http://internetsemalari.blogspot.com/2011/02/kayp-otoban.html

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Back to top