Aslı Gibidir II

Nihayet birisi, kısmen kısmen daha aklı başında, en azından söyledikleri dinlenebilir bir şekilde meseleye yorum getirmiş.

Aslında önce buradaki meselenin ne olduğuna bakmak gerekiyor belki de. Birincisi benim bir başıma heves’i ayaklandırmam bile tuhaf. Kendilerine gösterdikleri yakın ilgi için ayrıca teşekkür ederim.

Ben şair miyim? Benim bir şiir beğenim var mı? Öteki-siz’in tutunamadığı yerlerden başka dergiler, nasıl ve ne yollarla tutunmuşlar? Bunları da oldukları yere bırakalım. Çünkü o kadar karmaşık bir konu değil.
Dileyen dilediğini düşünür. Heves'in size verdiği hırs, beni de öteki-siz'i de kıyıda bırakır. Hem benim sizin gibi göz dikilmiş yerlerim filan yok.

Birilerinin kendilerinde birileri için “o şair, bu şair değil” filan deme hakkı görmesi, kendilerini nerede, hangi konumda belirledikleri sorusunu sorduruyor. Şiirin bir tarihi olduğu gibi, elbette edebiyatın da bir tarihi vardır. Hatta kusurlardan en büyüğü belki de bugüne dek edebiyat tarihi ya da edebiyat sosyolojisi denilen alana, bu vb. bakışlarda olduğu gibi, yeterince özen gösterilmemesidir. Çünkü nesnellikle yapılamayan bu dökümler yüzünden, bugün olduğu gibi, ortalıkta “kendi tarihlerini dayatmaya çalışan” bir sürü dolaşmakta.

Yazdığım dergiler yazısının da hâlâ doğru okunmadığını düşünüyorum. Ama öyle bir yazının zaten eleştiri almaması tuhaf olurdu. Ki benim aklım o kadar başımda, merak etmeyin. Elimi daldırdığım bataklıktan paçalarıma bir şey bulaşmadan çıkılabileceğini ya da yazıyla ilgili aklıselim karşı-eleştiriler filan alacağımı tabii ki düşünmedim. Eh işte, yansımalar da yavaş yavaş geliyor, gelmeyenler de hazırlıktadır. Bir de şu türler var ki – işte BAT gibi (kimler ona yakın çevresinde böyle diyor, bak yine bilmiyorum)- onlar zaten kayıt düşmekten bile endişe ederler, bırak eleştirmeyi. Sonuç olarak, kimsenin kimseye sen o konuya bulaşma, karışma, yazma demeye hakkı olmadığı esastır. Ha, böyle tahakkümler mi üreteceksiniz, olur, nasıl isterseniz. Ama kimseyi istediğiniz yönde ehlileştiremezsiniz. Hoşunuza gitmese de yazılacak olan yazılır. Bu da “hakaretler”e dönüşmediği sürece ilgilisi tarafından ister alınır, ister alınmaz. Bakın, gerekli mevziiler mevcut, gayet kalabalıksınız da, elbirliğiyle bile oturup yazabilirsiniz senesonukarnemi.

Bir yöntemim ya da yordamım olmamasına –çoğu da kitap tanıtım linki vs. olan- 304 twitten (geceyarısı itibariyle) biri, kendilerini direk ilgilendiren, diğerini ısrarla üstlerine neden aldıklarını (kolektif bilinçaltı olabilir) anlamadığım iki twit üzerinden hüküm verilmesini çok bilimsel ve edebi buluyorum. Ayrıca twitlerime gösterdiğiniz ilgi için de teşekkür etsem iyi olur.

EB’nin yakın çevresinde kimler, ona nasıl hitabediyor, açıkçası sizin kadar bilgim yok. Elbette EB, dediğimde hele de yanında “kitap-lık” lafı geçiyorsa bunun MÖ-MS kadar açık olduğu ortada. Yoksa benim EB ile bir iş mesaim ya da yakından ya da uzaktan bir mesaim yok. Ama okuyan okur da görecektir kitap-lık, bir dönemin kitap-lığı değildir. Aslında bu hiç önemli bir şey de değil. Bu konu bir zehirli sarmaşık halindeyse şu anda, bunda kendi katkı payınızı da görebilirsiniz.

Galiba sizi, dipten ve toptan rahatsız eden şey, -benim gibi- size göre, “dişinizi kovuğunuzu doldurmayacak birinin”, “derginiz” hakkında yorum yapması. Ama işte buna siz karar veremezsiniz, şimdi ve dün, önceki gün ne ise olduğu gibi, ancak tepki verebilirsiniz. Bu kadar.

Şiir penceresinde ya da orda-burda, sizler, dilediğiniz insanlar, dergiler, durumlar hakkında, dilediğiniz gibi yazacaksanız, istediğiniz yorumları, yakıştırmaları yapacaksınız ama siz pamuklara sarılı kalacaksınız, öyle mi?

Heves’i bir marka haline getirip, içinden geçenlere (ilk kaç yıl muaftı?) “şair” mührü basmakla siz, acaba kendinizi edebiyat/şiir tarihinin neresine koyuyorsunuz merak ediyorum doğrusu. Açıkçası “heves”le diğer dergilerle olan mesafem ve ilgim dışında hiçbir kişisel (sizin çoklu deyiminizle “karınağrım-kuyrukacım”) olmamasına rağmen, sayenizde iki gündür sizin için mesai harcıyorum.

Neydi Heves? Bulunmaz hintkumaşı mı? Kapısından girmeyen herkesin rüyalarına mı girdiğini düşünüyorsunuz? Gelip de kapınızdan dönenler mi oldu? Şiirini yayımlamadınız diye üstünüze sıçrayanlar mı? Hiçbir gruba dahil değilim. Sahi 2000’lerdeki yoğun “ekip ruhu” kaç kişiyi şair yaptı değil mi?

Büyülü twite geri dönelim: “Kitap-lık niye bu kadar hevesli?” Bilmem, isteyen baksın sayı 144-145-146’ya.

Ben senin hakkında yazayım, sen benim hakkımda yaz, ben onun hakkında yazayım, o benim hakkımda yazsın. Ne güzel, ne güzel. Ee siz 7 yıldır birlikteydiniz, yazaydınız ya madem. "Bir şeyi değiştirmek için içinde olmak gerekir" deyip de "içerden" fethedilmesi gereken bir kale görüyorsanız orda, tüm bunlar stratejikse.. Ne diyelim, devam...

Açıkçası ben bu twiti yazarken, (dergiye bakıyordum o sırada mehmet öztek'in ali özgür özkarcı yazısına karşılık yazılan yazıya) ve son derece basit, çıplak gözle görülebilir bir şey yazıp geçmiştim. Üstelik "heves niye kitap-lıkta" ile "kitap-lık niye bu kadar hevesli" arasındaki muhatap (soru sorulan özne) farkını da hesaba katarsak, hiç aklımdan geçmedi, bu kadar derinde bir yere/yaraya tekabül edeceği. Büyüksün twitter, benim bile maksadımı aştın.

Ha, güya benim üzerimden/aracılığımla gönderdiğiniz mesajlar da yerlerine ulaşmıştır herhalde. Zira aklıbaşında herhangi birisi, internet üzerinde konulan bir noktanın bile, yol bilen herkes tarafından izlenebileceğini bilir. Ve bunu, yazdıklarını yazarken de bilir. Endişelenmeyin.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Back to top